YÖK tasarrufu ile bu yıl içinden çıkılmaz hale gelen üniversiteye girişte tercih sistemindeki haksızlık konusunda, iki gazete, neredeyse kampanya başlattılar ve manşetlerini bu konuya ve bu yüzden zarar görecek olan gençlerle onların ailelerine ayırdılar. Sonuçta hem YÖK geri adım atmadı hem de iki gazete tiraj kaybetti
Hareketli gündemlere rağmen gazete satışlarındaki düşüşler devam ediyor. Bunda, yaz sıcaklarına ve boşalan büyük kentler kadar, basının gittikçe kaybolan itibarı ve okuma alışkanlığı kazandıramadığımız nesiller de etkili. Gerçekten yeni nesillere okumayı sevdirememişiz. Bunun en güzel misali de, geçtiğimiz hafta yaşandı. YÖK tasarrufu ile bu yıl içinden çıkılmaz hale gelen Üniversite girişte tercih sistemi haksızlığı konusunda, iki gazete, neredeyse kampanya başlattılar ve manşetlerini bu konuya ve bu yüzden zarar görecek olan gençlere ve onların ailelerine ayırdılar. Sonuç iki yönden de hüsranla bitti. Birincisi YÖK bildiğini okudu, ikincisi ve bizi daha yakından ilgilendireni ise bu kavgayı veren gazeteler, tiraj almak yerine önemlice bir tiraj kaybettiler. Hem de yayınları sürerken. Milliyet’in kaybı 60 bin civarındaydı.
Dünya da aynı dertten mustarip
Gazete tirajlarında yaşanan düşüşler sadece Türkiye’nin değil dünya medyasının da sorunu. Bu konuda dünya yayıncıları geçtiğimiz günlerde biraraya gelip, tirajlardaki gerilemeyi araştırmak için Paris’te bir araştırma enstitüsü kurmaya karar verdiler. Aynı zamanda önemlice bir fon ayırılarak yazılı basını gelecekte nelerin beklediğini araştırmaya başladılar. Yazık ki, aralarında yine Türk yayıncıları yok. Enstitü’den gelen ilk bilgiler, internet yayıncılığının hâlâ güvenirlik sorununu çözemediği ve yazılı basın için henüz herşeyin sona ermediğini gösteriyor.
Milliyet’te işler iyice karıştı
Aydın Doğan’ın Milliyet Gazetesi’nde sıkıntılar yaşandığını ve özellikle spor servisinin kaynadığını geçen hafta belirtmiştik. Spor servisini yöneten İhsan Topaloğlu istifa etti. Dış Haberler şefinin istifası da ardından geldi. Topaloğlu’nun istifasının perde gerisinde, Milliyet’in yıllardır arka kapaktan verilen spor sayfasının içeri çekilmesi projesinin ve bugüne kadar özerk olan servisin yazıişlerine bağlanması isteğinin yattığı ileri sürülüyor. Yönetimin arka sayfadaki spor sayfası yüzünden, milyarlarca liralık ilan geliri kaybedildiği kanaatinde olduğu ve yeni uygulamanın eylül başında hayata geçirileceği belirtiliyor.
Ahmet Oktay, İhsan Topaloğlu ve Sinan Gökçen’in ardından Hikmet Bila da Milliyet’teki görevinden ayrıldı. Bila NTV haber merkezine geçti
Grubun, iddialı yeni kanalı CNN Türk’ün yayın hayatına başlaması tarihi 14 eylül olarak açıklandı. Kanalın yayına açıldığı gün Dolmabahçe sarayında bir açılış töreni düzenlenecekmiş ve törene Demirel de katılacakmış. CNN’in sahibi Ted Turner’in ise aynı tarihte Çin’de olacağı için açılışa katılamayabileceği, ama CNN’in Atlanta’daki merkezinden kalabalık bir heyetin törene katılacağı belirtiliyor.
Uzanlar kemer sıkıyor
Star Gazetesi’nin ücretsiz reklam eki Star Market yayından kaldırıldı. Gerekçe olarak da gazetenin reklam servisi ile uyumlu çalışamaması gösterildi. İleride reklam servisi ile uyumlu hale getirilip tekrar yayınlanması düşünülüyormuş. Grubun, Sabah Grubu’ndan isim haklarını satın aldığı ekonomi gazetesi Liberal Bakış’ın yayını ise sonbahara sarktı.
Uzan Grubu’ndaki sıkıntılar ise katlanarak büyüyor. Digital yayın hakkı alamadığı için, bütün hesapları alt üst olan grup Teleon projesinde de büyük hayal kırıklığı yaşıyor. Henüz çok az dekoder satılabildi. Yakında, yeni avantajlarla, yeni satış yöntemleri ile ikinci bir kampanya açılacak. Daha önceden sipariş edilen digital decoderler de grubun başına dert oldu. Telsim Ligi konusunda ise spor bakanı ile kavga devam ediyor. Rekabet Kurulu da CİNE 5 ile ilgili haksız rekabet konusunda Uzanları sıkıştırıyor.
Ekonomik sıkıntı devam ederken İnterstar’da kemerler sıkılmaya başlandı. Şu günlerde hiçbir program ve dizi projesi kabul edilmiyor. Yönetim yerli dizileri azaltmayı ve dışarıya dizi ve program yaptırtmamayı düşünüyormuş. Ayrıca bazı dizi ve oyunculara ödenen astronomik ücretlere de dur denilmiş.
Grubun maç sıralarında Teleon’a dönüştürdüğü Kral TV’de de sıkıntılar var. Kral TV’nin Genel Koordinatörü Şule Bekrioğlu görevinden ayrıldı. Bekrioğlu’nun Doğan-Karamehmet ortaklığındaki Digital Platform ile anlaştığı ileri sürülüyor.
Jet-Pa Holding’in satın aldığı Btv’nin adının Jet 1 olarak değiştirileceği ve ekim ayında yeni formatı ile normal yayına geçeceği belirtiliyor. Kanal için şehir merkezinde yeni bir bina arandığı ve Genel Yayın Yönetiminin, Feridun Yılmaz’a teslim edileceği de gelen haberler arasında
NTV’nin aylık bir televizyon dergisi hazırladığını ve bu konuda oluşturulan bir prototipin reklamcılara gönderildiğini daha önce duyurmuştuk. NTV Magazin adlı derginin de eylül ayında piyasaya çıkacağı belli oldu. Derginin yayın kurulunda Nuri Çolakoğlu, Cem Aydın, Hikmet Bila ve haber müdürü olarak da Şükrü Yavuz’un yer alacağı belli oldu. Yayın sorumluluğunu ise Nedim Özkan üstlenmiş.
DOKUZ SÜTUNA ÖZÜR
Geçtiğimiz günlerde, Kıbrıs’ta faaliyet gösteren bir üniversitemiz ile ilgili ve toplumda saygınlığı olan bir profesörümüzün iddiaları doğrultusunda bir haber oluşturuldu. Önce bir ulusal gazetemiz ile çok okunan bir köşe yazarımız sütunlarını bu iddialara açtılar. Ardından bir haber dergisinde de konu enine boyuna, galiba boyu biraz daha uzatılarak yayınlanınca kıyamet koptu. Habere göre, profesörün yazılı kağıtlarına verilen cevaplara bakılırsa, milyarlarca liralık döviz harcanarak Kıbrıs’a okumaya gönderilen çocuklarımız, gerçek birer zır cahiller. Hatta üzerindeki üniversitede öğrenim gördükleri Kıbrıs’ı, İspanya’da zannedenler bile var. Ve daha neler neler.
İşin aslı anlaşılınca..
Ama işin ilginç tarafı, kıyametin, haberlerin yayınından sonra değil, bu haberler üzerine durumdan vazife çıkarıp, kaleme sarılan ve bilinen üslubu içinde ağır bir yazı döşenen bir acar köşe yazarının yazısından sora kopması. (Nezih Demirkent ustanın, kulakları çınlasın. Son yazılarından birinde “haber artık eskisi kadar önemli değil, köşe yazarlarının etkisi arttı” diye yazıyordu) Karalanan Üniver-sitenin yöneticileri ve öğrenciler açıklamalar yaptılar. Kız-gınlıklarını dile getirdiler. Ve anlaşıldı ki, ülke insanlarını gelecek açısından dehşete düşüren tablo doğru değildir ve öğrencilerin, yazılı kağıtlarına verdikleri cevaplar, profesöre yapılan gecikmiş bir ‘nisan bir şakası’dır.Ya da bir nevi protestodur!
Özür de bir erdemdir ama...
Ağu dilli köşe yazarının gazetesi, bu gelişmeler üzerine, Kıbrıs’a gönderdiği baskılarda sürmanşetine 9 sütunluk bir “Özür” koyarak bu insanları teskin etmek zorunda kaldı. (Birileri özürün bu ölçülerde gazetenin tepesine çekilmesini, o gazetenin sahibi olduğu şirketin telefon kartlarının, Kıbrıs’ta öğrenim gören gençler tarafından toplu halde iptal edilmesini önlemeye yönelik olduğunu ileri sürüyorlar. Zira epey kart iptal edilmiş.)
Bu arada söz konusu gazetenin üzerine gittiği bir olayda, yaşlı başlı bir siyasetçimiz, elinden sıkıca tuttuğu bir hanım çalışan nedeniyle oldukça ağır ithamlarla karşı karşıya. Diğer bazı büyük gazetelerimiz de “Bu ne hal abi” diyerek bir ucundan olaya sahip çıkmakta gecikmediler..
Türk siyasetçilerinin, birebir temaslarda, bu el tutma işini ne kadar ciddiye aldıklarını, hatta alışkanlık haline getirdiklerini gözönüne alınca, insan ister istemez, çok daha masum bir sebebi olabilecek böyle bir eylem üzerine kurulacak komploların, sürmanşetten edilecek özürü kaç para edecek diye düşünmeden edemiyor. Zaten bir gün sonra, elele tutuşma olayının, gerçekten de bir siyasi alışkanlık olduğu, bizatihi suçlanan siyasetçinin kızının, fotoğrafın çekildiği yer ve zamanla ilgili tanıklığı ile ortaya çıktı.
Okur temsilcisi, kimin temsilcisi?
Hemen farkedeceğiniz gibi bu başlıkta hafif bir kıskançlık da yok değil. Gerçekten Milliyet refikimizin, bir süredir uygulamaya koyduğu,”Okur Temsilciliği”ni kıskandığımızı itiraf etmeliyiz. Batıda da, örnekleri olduğu üzere, okuyucunun, gazetesi ve gazetesinin yayın politikası ile ilgili dilek, eleştiri ve beklentilerini iletebileceği, bunları onların adına takip ve halledecek bir merci ya da bir kişinin istihdamı kıskanılmayacak gibi değil. Gerçi, bugün pek çok köşe yazarımız ilave olarak böyle bir görevi de yerine getirip okuyucu ile gazeteleri arasındaki diyaloğun canlı tutulmasını sağlamakta iseler de, işin adını koyup, bir temsilci tayinini önce Milliyet’çiler gerçekleştirdiler.
Yavuz Baydar dostumuz da işi sıkı tutuyor. Çok sık olmasa da zaman zaman yayın politikalarındaki tutarsızlıkları, bazı haberler konusunda yapılan hatalı değerlendirmeleri de açıkça dile getirebiliyor. Baydar’ın bütünüyle gazetesini karşısına alıp, acımasız bir eleştiri yapmasını beklemek doğru değil tabii ki. Ama zaman zaman telifte zorlandığı kimi durumlar var ki, ister istemez “Kimin temsilcisi” dedirtiyor. Mesela: Geçen hafta gazetesinin birinci sayfasında Yaz Kursları ile ilgili bir röportaj, içeriğinin ötesinde bir üslupla hatta bir nevi ihbar havası ile sunuldu. Bir okuyucusunun bu konudaki haklı tepkisini cevaplayan Baydar’ın, “Hassasiyetinizde haklısınız. Haberdeki ‘alay edercesine’ veya ‘yasa tanımıyor’ gibi ifadeler yerine belki daha ‘soğuk’ ifadeler kullanılabilirdi. Ama bunlar, İşleyen’in röportajındaki bilgilerin önemini etkilemeyen, ufak tefek dil sapmaları.” sözlerine Yalçın Doğan tarafından deklare edilen “Gazetenin yayın ilkeleri”ne uygunluğu açısından bir diyeceğimiz yok. Ama cevaptaki “soğuk” ve tabii mevhumu muhalifi ile “sıcak” kavramlarını pek anlayamadık. Hadi bir habere yorum katılmasına Okur Temsilcisi olarak Sayın Baydar kayıtsız kaldı diyelim de, insanları yasa tanımazlıkla, alaycılıkla suçlamak, bir “habere nasıl sıcaklık getirmiş” acaba. Bunların yerine daha soğuk bir ifade olarak mesela ne kullanılabilirdi. Merakımız bu..
HAFTANIN FOTOGRAFI
Aslında haftanın fotoğrafı diyerek haksızlık ettiğimizin farkındayız. Mümkündür ki “Yılın fotoğrafı” da olmaya aday. Eğer ille de bir sıfat eklemek gerekirse, belki de “İşte Bizim fotoğrafımız” daha da uygun düşerdi elbet. Bilinir ki kimi zaman bir cümle, ciltler dolusu yazı ile anlatılandan daha bir fazlasını ifade eder. Kimi zaman da bir fotoğraf.. Hafta içinde Zaman Gazetesinin birinci sayfasında yayınlanan, akşamında da bazı televizyonların dikkatini çeken ve ertesi gün iki yayın organının daha kayıtsız kalamayarak alıp (burada biraz sıkıntı da var) kullandığı bir fotoğraf, işte böylesi bir ifade zenginliğine haizdi. Fotoğrafı yukarıda görüyorsunuz. Boğulup, sahile çekilen bir insanımızın, üzeri gazete kağıdı ile örtülen cesedi ve hiçbir şey olmamışçasına denize giren biz diğer insanlar... Altına herhangi bir şey yazılmayabilirdi de. Ama, Zaman’ın duygusal
editöryası, duygu yüklü bir de resimaltı eklemişler ve yılbaşından bu yana en az altı kez manşete çıkardıkları “Nereye gidiyoruz, Bize ne oldu böyle?” gibi araştırma haberlerle vermek istedikleri mesajı, bu defa unutulmayacak bir ifade ile zihinlere kazımışlardı. Şimdi gelelim “Burada biraz sıkıntı var” ifadesine. Bu ilginç fotoğraf ertesi günü, birisi “azman”, diğeri “gizli” tabloid iki gazete tarafından, herhangi bir kaynak gösterme ihtiyacı duyulmadan aynen iktibas edildi. Gerçi böylesi mesaj yüklü bir fotoğrafın, bu vesileyle daha geniş bir kesime iletilmesi mutlaka hayırlı bir gelişme. Ama, mehaz gösterilmemesi, izin alınmaması ve nihayet bir fikir işçisinin ürününün bu kadar kayıtsızlık içinde intihali, ister istemez o tablonun içine biz medyacıları da sokarak fotoğrafı biraz daha güçlerdirdi mi ne.. Yine de, bu konuşulan fotoğrafı çeken Adem Yavuz Aslan’ı ve onu değerlendiren Zaman editöryasını tebrik ederiz.. |